İskenderunlu Arkeolog, Kent Tarihçisi Fahreddin Osmanca, İskenderun Çay Mahallesi 91. Sokak’ta geçtiğimiz günlerde yıkılan tarihi bina sonrası kamuoyuna sunulan haberler, yapılan tartışmalar üzerine sosyal medya hesabından açıklamalar yaptı.
Hemşehrimiz Fahreddin Osmanca’nın İskenderun’un kültür dünyası ile ilgili hem bilgi, hem de eleştirilerini yönelttiği açıklamasında,
“İskenderun’un geçmişine baktığımızda birçok dönem belgeleme ve harita çalışmaları görebiliyoruz. 1800’lerin ortasından başlayan bu belgeleme çalışmaları 1900’lerin başına geldiğimizde şehrin imar çalışmalarıyla birlikte daha da artar.
Bölgenin mülki taksimatını ve yapılı çevresindeki değişimi katman katman okumak için üç farklı dönemi bir araya getirdim. İlk olarak, bölgenin mevcut idari sınırlarını ve güncel yol ağını gösteren günümüz haritası. İkinci olarak, Fransız Levanten Ordusu Topoğrafya Bürosu tarafından hava fotoğraflarına dayanılarak 1921 yılında hazırlanan ve manda idaresinin ilk aşamasındaki askerî – idari taksimatı belgeleyen vesika. Ve son olarak, 1920’lerin sonundaki kentsel dönüşümü ve yapılaşmayı gösteren 1929 tarihli harita. Bu üç kartografik katmanı arka arkaya inceleyerek, yapılaşmış çevrenin ve yıkılan unsurların zaman içindeki dönüşümünü net bir şekilde görebiliyoruz.
1- Sinagog
2- Yeni Hamam
3-Tütün İdaresi (Osmanlı döneminde tütün ekiminden ticaretine kadar tüm süreci denetleyen yabancı sermayeli tekel yapısı, Reji İdaresi)
4-Geçtiğimiz günlerde yıkılan konut
5-Aziz Nikola Rum Ortodoks Kilisesi
Geçtiğimiz günlerde yıkılan ve haberlerde “tescilli” olduğu iletilen yapının 1900’lerin başından beri ayakta bulunduğunu görüyoruz. Kentin benzersiz kültür dünyasının bir yansıması da mimari detaylardan sürülmektedir. Şehrimizin bu benzersiz kültür dünyasının korunması tabii ki büyük kıymet arz ediyor ama bunu daha bütünsel bir bakışla yorumlamak lazım. Maalesef şehrimizde yaklaşık 50 yıldır “daha iyi yapmak, düzeltmek, onarmak” anlayışı yerine “yıkmak, görmezden gelmek” tercih ediliyor.
Ve tabii ki yüzlerce kez söylediğim gibi bu, birçok olumsuzlukla birlikte “kente aidiyet” duygusunu kökünden zehirliyor. Bir kentte insanlar “hafıza hatırlatıcı ve onarıcılarıyla” o şehirli olur.
Yani bir halk “İskenderunluyuz” diyorsa bu; ya kişinin şehrin tarihini, kültürünü bilmesi ya da bilen kişilerin desteğiyle inşa edilmiştir bir olgudur.
Kentin sahipleri, daha kötüsü entelijansiyası şehrin geçmişiyle ve kültürel zenginliğiyle beslenir ve halkı besler. Fakat ne yazık ki beslenemez/besleyemez durumdayız.
Depremle kırılan bu hafıza, her geçen gün bu ve benzeri hareketlerden ötürü şehrin geçmişiyle bağımızı biraz daha kopartıyor” ifadeleri yer aldı.




